18 Ocak 2017 Çarşamba
La La Land
Dün La La Land'i izledim. Bir süredir zaten izlemek istiyordum; nihayetinde içinde Emma Stone var. Bonus olarak Ryan Gosling ve jazz var. E daha ne olsundu? Olması gerekiyormuş. Emma Stone yetmiyormuş, Ryan Gosling yetmiyormuş, jazz kurtarmıyormuş.
Öncelikle belirtmem gerekir ki, Emma Stone yine harika! O mimikleri, jestleri, tavrı.. He nedir, artık kaşlarından mı kaynaklı bilmiyorum ama bir gariplik, bir olmamışlık vardı üstünde. Bu role uymama değil, Emma Stone'da bir terslik vardı. Ama yine de söylemeden edemeyeceğim ki, Hollywood'dan kendine besties seç deseler Jennifer Lawrence'la beraber seçeceğim kişilerden biri.
Ryan Gosling. Ona karşı olan tavrım biraz garip oldu hep. Hiçbir zaman öyle muhteşem, harika olmadı benim için. Yani Emma Stone'a duyduğum hayranlıkla kıyaslanamaz. Yani sevmem değil; ama top listemde de yer almaz yani. Ama filmde güzel olmuş, o ayrı. Piyanonun başındaki o halleri, o yelekleri vs. Ayrıca güzel dans ediyor, bu da bir gerçek şimdi.
İkisinin uyumu.. Bu çok ilginç, normalde biri bana dese, ne alaka derim ama ikisinin ilginç bir uyumu, kimyaları var. Bunu Crazy Stupid Love'dan sonra tekrar görmüş oluşumuz iyi oldu. O film de apayrı bir film. Bak mesela! Emma Stone orada çok başka! Ama o ikisinin sahneleri.. Neyse, konumuz o değil 😁
Müzikler.. Müzikler çok güzel! Bütün film boyunca o arkada hafif hafif çalınan melodi.. Jazz. Yani ne yorum yapabilirim ki! Heh! Şimdi aklıma geldi! SPOILER ALERT! Eski arkadaşıyla grup olarak ilk defa çalarken, bir anda dımstak dımstakı girdiklerinde oluşan ifadenin aynısıydı benim ifadem de 😁
Ve sonuna değinmeden edemeyeceğim. Bu sebeple: SPOILER ALERT!
Başlarım sizin mutsuz sonlarınıza! Arkadaş ben filmi mutlu olmak için izliyorum, bunlar gelmiş bana böyle bir son veriyorlar. Aslında dürüst olmam gerekirse bir noktada bu sonu sevmedim de değil. Ama yine de bu üzülmedim demek de değil. Sonda konuşma yaparken Ryan Gosling'in bir anda Emma Stonu görüşü ve birkaç saniye hiç konuşamaması o kadar gerçekti, o kadar iç parçalayıcıydı ki! Sonra bir alternatif son görüyoruz, daha da üzen. Tek tek verdikleri tüm kararlarla hayatlarının nasıl olabileceğini gösteren. Bu da insanı film bittiğinde şöyle bir ekrana baktırıyor, yerinden kımıldatmıyor.
Başka bir Emma Stone-Ryan Gosling filminde görüşmek üzere. Kalın sağlıcakla.
Etiketler:
2017,
aşk,
drama,
eğlence,
Emma Stone,
film,
inceleme,
komedi,
La La Land,
müzikal,
romantik,
Ryan Gosling
13 Ocak 2017 Cuma
Day 13
2017'den hala nefret ediyorum.
Milyonlarca dersim vardı bu dönem. Hepsini geçtim. Ama bu kolay olmadı; sınavlarla beraber yaklaşık 1,5 ay boyunca bırak dışarı çıkmayı, başka hiçbir şey düşünemeyecek noktada olmayı gerektirecek kadar zorladı. Son 1 ay boyunca sadece ders çalıştım. Bunun beni ne kadar bunalttığını, ne kadar sıktığını Emin'im tahmin edebilirsin. Ama beni ne kadar rahatlattığını bilebilir misin? Bir şeyler düşünemeyecek, kendi düşüncelerine vakit ayıramayacak kadar meşgul olmanın bir noktada ne kadar güzel bir şey olduğunu bilir misin? Ben bilmezdim. Sadece bunalır, ruhum daralırdı. Ta ki, ruhun gerçekten daralmasının ne demek olduğunu anlayana kadar. Ruhunu birileri avucuna almış ve yavaş yavaş sıkarken, senin tek yapabileceğinin durup o acıyı çekmek olduğunu anlayana kadar, bilmezdim.
Geçen hafta sınavlarım bitti; ortalamamı yükseltmek adına gireceğim bütünlemelerim var; ama zorunlu olmadıklarını bildiğim için çöken rehavet; beni mutsuz ediyor. Beni mutsuz ediyor, çünkü düşünebiliyorum. Hayal edebiliyorum. Hayatımın ne kadar farklı olabileceğini biliyorum.
Jason Mraz'la Buika'nın bir şarkısı var, Carry Your Own Weight isimli. Şarkının şöyle bir kısmı var:
You can run if you want to
Desapear on an airplane
But you cant hide from yourself
You got to carry your own weight
Şu an tek istediğim bir bilet alıp o uçağa atlamak. Bense işte o uçağa atlamadığım için kaçıyorum, kendimden saklanıyorum, bu yükü yaşıyorum.
Milyonlarca dersim vardı bu dönem. Hepsini geçtim. Ama bu kolay olmadı; sınavlarla beraber yaklaşık 1,5 ay boyunca bırak dışarı çıkmayı, başka hiçbir şey düşünemeyecek noktada olmayı gerektirecek kadar zorladı. Son 1 ay boyunca sadece ders çalıştım. Bunun beni ne kadar bunalttığını, ne kadar sıktığını Emin'im tahmin edebilirsin. Ama beni ne kadar rahatlattığını bilebilir misin? Bir şeyler düşünemeyecek, kendi düşüncelerine vakit ayıramayacak kadar meşgul olmanın bir noktada ne kadar güzel bir şey olduğunu bilir misin? Ben bilmezdim. Sadece bunalır, ruhum daralırdı. Ta ki, ruhun gerçekten daralmasının ne demek olduğunu anlayana kadar. Ruhunu birileri avucuna almış ve yavaş yavaş sıkarken, senin tek yapabileceğinin durup o acıyı çekmek olduğunu anlayana kadar, bilmezdim.
Geçen hafta sınavlarım bitti; ortalamamı yükseltmek adına gireceğim bütünlemelerim var; ama zorunlu olmadıklarını bildiğim için çöken rehavet; beni mutsuz ediyor. Beni mutsuz ediyor, çünkü düşünebiliyorum. Hayal edebiliyorum. Hayatımın ne kadar farklı olabileceğini biliyorum.
Jason Mraz'la Buika'nın bir şarkısı var, Carry Your Own Weight isimli. Şarkının şöyle bir kısmı var:
You can run if you want to
Desapear on an airplane
But you cant hide from yourself
You got to carry your own weight
Şu an tek istediğim bir bilet alıp o uçağa atlamak. Bense işte o uçağa atlamadığım için kaçıyorum, kendimden saklanıyorum, bu yükü yaşıyorum.
12 Ocak 2017 Perşembe
Vikings. S4E17. Bjorn.
Vikings. 4. sezon 17. bölüm. Bjorn der ve sessizce çekilirim.Tabii ki sessizce çekilmeyeceğim. Ama öncelikle belirteyim ki ağır SPOILER içerir.
Bjorn'ün yetişkin hali, Alexander Ludwig diziye ilk katıldığında, hatta şimdi dürüst olayım, katıldıktan sonra bayağı uzun bir süre içim ısınmadı. Ama son zamanlarda, özellikle de 4. sezonun kış yarısından itibaren -ki Ragnar'ın olmadığı onca yıl geçmiş- bir içim ısınmaya başladığımdan beri, her şey farklı. O genç delikanlıdan, yetişkin olmasını görüyoruz. Aslında Vikings'le ilgili en ilginç şeylerden biri bu; kimin kaç yaşlarında olduğunu bilemiyoruz. Anca etrafta bir küçük çocuk varsa, onun büyümesine göre bir nebze oturtulabiliyor.
Neyse efenim, bölüme gelirsek: Açık konuşayım, Ivar ve Ubbe'nin Lagertha'ya saldırdıktan sonra, Bjorn'ün ortaya çıkaca
ğını hepimiz biliyorduk. Ama ben en azından Lagertha'yı 1-2 kılıç savunurken görürüz diyordum. Hoş, onun o tahtta otururkenki ya da kılıcı eline alırkenki asaletine kurban. Neyse, hiç ekşın olmadan Bjorn'ün ortaya çıkacağını düşünmemiştim. Ya da en azından bir anda, o ayı postuyla, boyunun verdiği avantajla hafifçe boynunu bükerek bakışıyla, tüm heybetiyle kapıda belireceğini düşünmemiştim. Şimdi o sahneden birçoğumuz bir yutkunmuştur; gelin kabul edelim.😏🙈🙈
Ya babasına zamanında annesini aldattığı için o kadar kızan çocuğun, ANNESİNİN SEVGİLİSİYLE İŞİ PİŞİRMESİNE ne demeli? Hem de karısının/ partnerinin yanından hemen ayrıldığı gibi?! Tamam, Astrid'in değişik bir havası var; ama insan yine de bir sorguluyor. Bu çocuğun garip bir zevki var, dizinin başından beri görüyoruz, o ayrı.
Dizideki en güzel kadın HALA Lagertha! O örgülerine hayran.
Ayrıca o İsveç'ten gelen Earl, Lagertha'ya net yürüyor. Hoş, kim niye yürümesin ki.
Geçen bölüme de değinmek istiyorum: FLOKI ve HELGA. İkisine bayılıyorum. Bu kadar garip bir çift, ekranda çok az rastlanıyor. Bir bunlar, bir de Sense8'deki Wolfgang-Kala ikilisi. Ama bu başka bir yazının tüm konusu. Üzerlerine çok uzun yazabilirim.
Hani biliyoruz, Floki çok sağlam ayak değildi ve biz onun sağlam olmayışını sevmiştik ama ezan sesine böylesine bir tepki verip, müstakbel müslüman oluşu?! Öylesine kahkaha attım ki! Hani belki biraz gereksizce eğlendim ama yapacak bir şey yok; eğlendim. Ya Helga! Helga'nın da tırlatarak kendine çocuk edinişi! 17.bölümde bunu Ivar'a anlatırken, Ivar'ın yüzünün ifadesi birçok şeyi açıklıyordu zaten 😁 Bildiğin tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş dediğimiz çiftlerden biri Floki ve Helga.
Son olarak eklemek istiyorum: Torvi ne alaka allasen Bjorn ya!
Day 0
2017'den nefret ediyorum. Hala ediyorum. Ama bugün size temellerinden birini anlatacağım.
Yılbaşı akşamı öyle partiler, kutlamalar yapan bir insan değilim. Dışarı falan da çıkmam. Bu durum yılbaşına özgü değil; prensip olarak dışarı çıkmam ben. 😁😁 Yılbaşında da genelde klasik; ailemle olur, bir tık daha özenli bir yemek yeriz; sonra televizyon izleriz. Gece saat 00.00a 15 saniye kala ayağa kalkar, 10 saniye kala geri sayıma başlar. 00.00 olduğunda birbirimizi öper; kardeşim ve ben güzel bir konser, performans vs varsa bir 1 saat daha izler; annemle babam yatmış olur zaten ve böylece biter. Yani gayet mütevazi, gözü yükseklerde olmayan bir yılbaşı olur. Ancak bu yıl, bu bile bana fazla göründü. 31 Aralık günü 2 sınavım vardı. 1 değil, 2. Hadi o tamam. Sonrasında eve gidersin, değil mi? Hayır. Kader ağlarını çoktan örmüş; aslında ağını ören kader falan değil, karadul misali, okulum, bölümüm örmüştü ağlarını. 2 ocak gününe 1 değil, 2 değil, tam 3 sınavım vardı! Ve içlerinden biri var ki.. Hal böyle olunca, eve gitmedim; o gün evde de kimse yoktu. Acınası bir şekilde; evde tek başıma, yapayalnız olduğumu daha ne kadar belli edebileceğimi bilmeden, kendime aldığım kardan adam şeklinde tek kişilik pastam eşliğinde. Üstüne bir de kimi zaman gidip gelen elektrik kesintileri eşliğinde, tek başıma, ders çalışarak geçirdim geceyi. Normal şartlar altında bile çok da iç açıcı olmayan bir manzarayı, bir de kimi insanın attığı snapler, fotoğraflar, videolar eşliğinde geçirmeyi deneyin. Ruhunuz huzur buluyor. 😒
Yeni yıla girişinde meymenet yoktu ki, geçişinden hayır bekleyeyim.
Hele bir de o günün aslında ne kadar farklı olabileceğini; hayallerinin ne kadar farklı olduğunu düşününce..
Öpüyorum kocaman; kalın sağlıcakla.
10 Ocak 2017 Salı
O Yumurta Kapıya Dayanacak Kardeşim!
2017'den hala nefret ediyorum. Bu değişmiş değil. Ancak dün şimdiye kadarki en güzel günlerden biriydi. 5 Ocak hariç. Finallerim bitmiş; beraber vakit geçirmekten en zevk aldığım arkadaşlarımdan biriyle Karaköy'e gitmişim. Çok güzel bir yemek yemişim. Aylar sonra vapura binmiş; üstüne bir de vapurda saksafon ve gitardan oluşan bir müzik dinlemişim. Beni tek sinir eden şey; yüzümdü. Ancak o başka zamana.
Dün 12 sınavım açıklandı. Hepsi birden. Çünkü sonunda rektörlük hocalara baskı yaptı; eğer dün 6ya kadar açıklanmasaydı, sadece bizim fakülte için bütünlemelerin ertelenmesi gündeme gelecekti ve böyle bir şey hocaların hiç işine gelmezdi diye tahmin ediyorum. Benim HİÇ gelmezdi. Ben bütünlemelerden sonra yokum. Neyse. Şu an açıklanmayan 1 sınavım var ve geri kalan 15 dersin 12sinden temiz, 3ünden şartlı geçtim -ki bu temiz geçtiğim dersler arasında 2si var ki.. Birinde yerde yuvarlanıyordum; diğerinde roman havası oynuyordum.
Kısacası dün salgıladığım adrenalinin haddi hesabı yok. Tam bilgisayarın önünden kalkacağım, mesaj geliyor: bilmemne sınavı açıklanmış. Bu bu şekilde defalarca tekrarlandı ve ben 3,5 saat boyunca tek elimde telefon; tek elim farenin üstünde, ekranı yenilemeye hazır.
Hocaların son gün sınav açıklanması olayına tekrar dönmek istiyorum. Demek ki neymiş; yaş, mevki vs fark etmeden, herkes için aynı bu durum: o yumurta kapıya dayanacak kardeşim! Tamam, eminim ki çok zordur çarşaf çarşaf kağıt okumak; ama insan merak etmeden de alamıyor kendini: nasıl bir günde açıklayabiliyorsunuz hepiniz. Hayır, zaten finallerle bütünlemeler arasında 8 gün vardı. Şu an 4 gün var. Tamam; ben aşırı zorlanmayacağım şu noktada; ama anası ağlayacak insanlar var. Siz insanlardan 4 günde binlerce sayfa yazı okuyup, bunu anlamlandırmasını bekliyorsunuz; ancak kendiniz 10 küsür gündür kağıt okuyup, puan veremiyorsunuz. İlginç.
Son sınavımın da açıklanması beklenmekteyim hala. Haydi kalın sağlıcakla.
9 Ocak 2017 Pazartesi
😒😒 Yaşasın 2017 😒😒
2017'den nefret ediyorum. Net. Temiz.
Hani hep yeni yıl, yeni başlangıç, yeni hedef, yeni challenge vs deriz ya; yalan o işler. Bir kere gerçek olsaydı Bridget Jones başarırdı. -hoş, son film olan Bridget Jones's Baby'de bayağı değişmiş görüyoruz ama ben bunun yeni yıl hedefleriyle başardığını zannetmiyorum. Yani kitapta da filmlerde de görüyoruz ki; yeni yıl, yeni ben olayı palavra. Bir zamanlar denemiştim; 15 kilo vereceğim, saçlarım kısacıkken belime gelecek, tenim porselen pürüzsüzlüğünde olacak, hayallerimin prensiyle tanışacağım, yere eğilemezken split yapacağım falan. Yok kardeşim; kimi kandırıyorsun Allasen. E diyeceksin ki "daha makul hedefler koy"; ama o zaman da onu herhangi bir zamanda belirleyebilirim; yeni yıl hedefi olmasının olayı nerede. Yani 3 kilo vereceğim diye, uzun uzun hedef belirlenir mi? 3 kilo vermek istiyorum derim, ona göre düzenlemeye çalışırım kendimi; he nedir, 2 ay falan sürer benim bu yememle ama veririm yani.
Bir arkadaşım geçen yıl bir kağıt parçasına yazdığı şeyi paylaşmış; yazılı bir çok şeyi de gerçekleştirmiş yıl içinde. Nasıl olmuş o olay, bilmiyorum. Böyle istisnai durumlar oluyor demek ki, ama bana asla. Şu an resmen 14 yaşında bir kızım. Neyse, konumuz bu değil. Ondan gaz alarak ben de hazırladım bir tane, hayata dair bir umut kırıntısı olarak; ama yazarken bakıyorum böyle kağıda, "sittin sene yapmayacaksın bunu, ikimiz de biliyoruz, bari olabilecek bir şeyler yaz da, seneye sevinirsin".
Umarım sizlerin yeni yıl dilekleri bir nebze de olsa gerçekleşir ama ben benimkilerden pek umutlu değilim. Haydi kalın sağlıcakla.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Etiketler
2017
(6)
Alexander Ludwig
(1)
aşk
(1)
basketbol
(1)
bilimkurgu
(1)
bjorn
(1)
bölüm
(1)
buika
(1)
bütünleme
(1)
captain marvel
(1)
challenge
(1)
comicbook
(1)
çizgi roman
(1)
çizgiroman
(1)
dizi
(1)
drama
(1)
eğlence
(3)
Emma Stone
(1)
fantastik
(1)
film
(1)
final
(1)
fun
(1)
geek
(1)
Gustaf Skarsgard
(1)
hayal
(1)
inceleme
(3)
internet
(1)
jason mraz
(1)
Katheryn Winnick
(1)
kitap
(1)
komedi
(1)
kutlama
(1)
La La Land
(1)
lagertha
(1)
marvel
(1)
mcu
(1)
ms. marvel
(1)
mutsuzluk
(1)
müzikal
(1)
nerd
(1)
newyear
(2)
not
(1)
parti
(1)
psikoloji
(1)
puan
(1)
review
(2)
romantik
(1)
Ryan Gosling
(1)
sci-fi
(1)
sezon
(1)
sınav
(2)
spor
(1)
televizyon
(1)
umut
(2)
üniversite
(1)
vikings
(1)
yemek
(1)
yeni yıl
(2)
yeniyıl
(2)
yılbaşı
(1)
yolculuk
(1)
zihin
(1)

